kayıp saatinin.
Her yerde yavaşlık..
tüy hafifliğinde..
18-28 Ağustos 2008
Mavi Yağmurlar
Acının ve sevincin düşürüldüğü tarih
ince dereler; yüreğin kıyısından kıvrılan
bir ömre yağan mavi yağmurlar
yazılar.. yazılar.. yazılar..
Yırtılmış, atılmış, saklanmış
bir rüzgâr gibi yüzümüzü yakan
yazılar.. o mavi yağmurlar.
Tarihin gölgesinde eksilen yüz
gün ortasında fırtına, nedensiz talih
yazılar.. o mavi yağmurlar
göstererek saklarlar.
Antalya’nın Gözleri
Yorgun, çıkagelmiş göç yollarından
uzatmış Toroslar’a ıslak saçlarını,
turkuaz yatağından görüyor:
sıcak ve terli hâlâ
Keyhüsrev’in, Attalos’un atları
geçiyor kaldırımlarından;
dalgın deniz örtmüş ayaklarını.
Yaseminli akşamlar yıldızlardan,
gece Akdenizli, tepede değirmi bir ay
uzun bir çay olmuş tarih:
akıyor surlarından,
portakal kokusu sokaklardan
Pamfilya, Attalia, Antalya.
Kent görüyor:
bağlandıkça biz,
bağlandıkça böyle hayata;
ağlarda hep deniz,
asıldıkça küreklere; hep Antalya.
Ah bir bilseniz, bu nasıl bir düştür
nasıl bir yürektir ki, kanatır avuçlarını,
bulutta bir adam, elinde mavi bir fırça
turuncuya boyar yağmur kuşlarını:
hep Antalya, hep Antalya…
Kent görüyor,
gözlerinde bilge bir gülümseyiş,
güneşle tarıyor ıslak saçlarını.
……………………………….
LİMON ÇİÇEĞİ
Yollar ömrün mevsimleridir
Kapıların önünden geçer gider
El sallar evlerin bahçesi.
Düşler kalbin çiçekleridir
Yaprakların çiyini aşk içer.
Gökkuşağı yollarımda şimdi
Hangi patikayı yürüsem,
Kalbim limon çiçeği.
AYKIRI DAL İLE UZAKLARDA BİR YURTSUZ BULUT
Aykırı dal yanıbaşındaki tepeye doğru büyüyor.
Dal zamana her çiçek sunuşunda atılganlığını aşıyor yeniden.
-Görenler sessiz bir kıskançlıkla bakıp geçip gidiyorlar.-
Ne zafer, ne yenilgi, ne bozgun ne de teslimiyet..
Hiçbiri sığmıyor şimdi onu çepeçevre saran dilsiz gökyüzüne.
Uzaklarda bir yurtsuz bulut: Kimsenin anımsamadığı, ne zaman kopup gitmişti Anadolu’dan, eski bir limandan. Kimse anımsamıyor. Çiçekler topladı dünyanın gizli kıyılarından, tohumlar dağıttı ovalara, yılları böldü, birkaç ömrü okşadı yankısını beklemeden.
Uzaklarda bir yurtsuz bulut: Yorulmuştu biraz, düşlerini her fırtınada bulup bulup yitirmekten. Başıboş bir rüzgar tepede unutup gitti onu. Aykırı dal bütün çiçeklerini onun yalnızlığına açtı; ve varoldular birlikte, yeryüzünden çekip giderken erdemli bir sığınak bırakmak için arkalarında..!
KÖPÜK
Kayalarda ışıyan gülümseme yayılır; uçtan uca yayılır kıyıda,
çakıllara, kumlara yürür, görülmemiş bir şenliği başlatır göğün altında.
Dalganın yavaş atıyla gelip ayak uçlarımızda dururlar.
Binlerce göz: bir anlığına bakar yüzümüze:
Bütün kıyı anımsayışların ve unutmaların sarkacı.
Avucumuzda dinlenir ve bir aşka söner.
Nasıl gözüpek atılıp öpmüşse kalbimizden öylece vazgeçer yine,
-bilir bağışlanacağını- döner kışkırtan dalganın koynuna.
Dalga: anayurdu köpüğün..
Binlerce yıldızlı oyun bilir o.
Mavi en hilecisi..
AY VAKTİ
Bahçendeyim sessizce, gecende; ışıyorum topraklarından.
Küçük kırmızı bir bulutum, sarhoşum çiçeklerin tozundan.
Gölgeme dokun, göğüme yaslan ve işte: kalbin ay vakti;
Dudaklarım tam orda, düşlerini ay geçiyor yakamozundan.
DALGALARIN KÖPÜĞÜ
Ayak uçlarımızda dalgaların köpüğü
Köpüren şarap düşleri aramızda
Hangi kıyı vardır ki insansız:
Bir sepet küçücük, ikimizin umutla ördüğü..
ŞARABIM KUYTUDA
Kıyılarını ışıtıyor ay boydan boya
Alnında oyalanıyor günün kırmızı bulutu
Gece şarkını söylemeye hazır
Yaslandım işte akşamına, şarabım kuytuda.
DİLEĞİMCE DOLAŞTIRMIYORUM YOLUMU
Hayır, dileğimce dolaştırmıyorum artık yolumu. Işıltılı bileklerini izliyorum, uçarcasına vahşi; alnımda uyanan evcil ellerini. Balkonunu dolduran rüzgârım ben, bahçende üzümlerine dadanan sincap. Eşiğini kutsuyorum, eğilip öpüyorum, dalgın bir sarmaşığım, uyuyorum kapında. Hayır, dileğimce dolaşmaktan yorgunum. Ardından yürüyorum çiçekli patikanda; adımlarım, yazgımı çok uzaklara çekip götüren adımlarında.”
…
Bir ağaç savurur kırılgan dallarını, şarkı söyleyen kuş kaçar dalgınlığına, rüyasına uyanır ağacın, alır üstüne bütün uykularını, -kim diyebilir ki ezgisini unuttuğunu- olsa olsa, yurtsuz bir bulutu korumak için gölgesiz fırtınalardan, alıp kaçırmıştır erdemli sığınaklarına.
…
Yağmur bir sessizliği onarıyor tahtaların üstünde. Gecenin ortasında sıcak şarap. Vivaldi sardunya ve çimen kokularını adımlayıp giriyor eve eşiğimden.
…
Fincanın hala burada. Vadide patlayan fırtınalar kadar çoksun kanımda. Başaklar eğiliyor önümde. O tahta masaya gelip oturuyorum işte. Fincanın hep burada.
İKİ SALKIM ÜZÜM BAĞINDA
“Kireçli kütüğünde ışıldıyor üzümler. Bağbozumunu kuşatıyor kavaklar aksak adımlarla. Gövdeni dolanıyorum boydan boya, ağzımda tansık bir düşe dönüyor şarap. Uzak bir rüzgârla aralanıyor yapraklar. Anadolu iki salkım üzüm bağında, yalnızlık boydan boya.”
GEÇİŞ
Tek kıpırtı yok,
Bir yerlerden işaret bekler gibi
Öyle tetikte duruyor yapraklar.
Tek gölge yok,
Güneşi yağmurla içmiş gibi
Gün ortasında düşe kalmış ağaçlar.
AYÇİÇEĞİ
Duyarım;
Giden güne ‘hoşça kal’ der, gölgelenen ayçiçeği.
Bilirim;
Ay şarkılarıyla uykuya yatırır geceler boyu çiçeklerini.
Ve o sevdayı taşır güne, bütün gece dinlediklerini.
Boyu boyumda, sarılırım yapraklarına.
Görürüm;
Ovaların güneşine boynu bükük bir ‘merhaba’.
Ölürüm..
YENGİ
Geri dönüyor giden kuşlar..
-kuşlar evindi.
Şimdi,
saçlarından savrulan rüzgâr;
dağların koynuna giriyor.
Soluyor,
incinmiş bileğinde bir dudak izi;
gözlerinde aşka benzeyen o yengi..
Bekle,
kuşlarım sana getirecek
yorgun kollarında ışıyacak çelengi,
çiçekleri baştan sona kalbimin rengi..
UTANÇ
Ellerim iyiliğin kanatlarında
kendime uçurumdum
sesimde kaldım.
herkesin adam olduğu çağda
masalını isteyen çocuktum
utandım..
ŞELALE
Yüklenelim
yalnızlığımızın göçünü.
İçinden geçelim
portakal çiçeklerinin.
Sözümüzün şelalesine gidelim,
giyinmeye yeryüzünü…
VAROLUŞ
Yokluk pul pul soyuyor zamanı al güneşte,
Zırhımız portakal çiçeği kokuyor ikimizden.
Dökülmeye gidelim o uçurum kederlerine,
Yeryüzünü giyinmeye sözün şelalesinden.
UZAĞA..
Avunmaya sözcük ararsın bütün gece, bütün dillerde
Sana bile dönmez bir daha, sesinin acıyan yarası.
Durmadan yadsırsan onca uzaklardan gelen ışığı
Bir daha yurt bulamaz düşler soğuyan yüreğinde.
ACI
O unutmak ister nereden döndüğünü.
Ağaçlı yolda yavaş adımlarla yol alır.
Bir ağacın ışıyan yaprağından utandığını görür
ve kaçırır gözlerini.
Buz kesmiş zaman kırılmaya hazır,
tedirgin her şey.
Uyumak, uyuşabilmek,
bir rüyaya gömüp yaşanan her şeyi
öyle uyanmak şimdi her şeyin dileği.
Üzgün bir günün, nasıl bir geminin, hangi dünyalara
açılan bir limanı sürükleyip ayakuçlarınıza getirdiğini
hiçbir zaman bilemezsiniz!
GÜN YAĞMURUNDA, GÖKKUŞAĞINDA..
Gün karşılar iki koldan; sırdaş olur yağmurlar,
Döneriz yüzümüzün aynasında, başlar o yolculuklar.
Yamacına düşer ışığım; güllerinin, yapraklarının arasına,
Yaslan artık bahçemizin sarmaşıklı, ıslak duvarına.
TUTULMA
Uçurumlara ıslık çalan ıssız yolların
Gelir uzaklardan, camlarımın önünde durur.
Küçük bir bulut yeter bütün göğü açmaya,
Yorgun düşlerin çiçeklenir alnımda,
Uçurumlarına tutulurum,
Yolların artık kalbimde uyur.
YENİDEN BAŞLAR HAYAT
Yangındır, dağılır beden rüzgârıyla;
Kalbin isteği, yankısıdır geleceğin..
Yeniden başlar gün: kokusuyla
Uç dallarında arsız bir çiçeğin..
GERÇEK
Ellerin her gün bir rüyayı başlatıyor.
Derleyip topluyor günün eksik ışıklarını.
Bir rüya her gün hasretin evinden taşıyor.
Rüzgarın sallıyor eşikte iki gül ağacını.
DÜŞ DİLEĞİ
Güneşte taçyaprağı –sonsuz-.
Açar isteğe, yüzünün çiçeği.
Gölge süs bile değil –onsuz-.
Yıldızda saklı bir düş dileği.
SENSİN
Yol sensin; ele avuca gelmez dönüşlerinde serüveninin.
Nehir sensin; köprülerin gölgeli öpüşlerinde.
Toprak sensin; ömrün bin yıldızlı örtüsüyle çiçeklenen.
Varlık sensin, kalp sensin; yokluğun gökkuşağında.
Gül; yurdum!
GECEDE
Akşam kayıp gitti dalgınlığından
Çatında yıldızlar; bir taşra ıssızlığı
Yol açılır; kalbinin ışıklı kavşağından
Her tan vakti; ömrün aşk hazırlığı.
YENİLDİN/ YENİLDİM
Yenildin: Portakal çiçeği kalbin.
Yenildin. Duvarın ardında kaldı süslenmiş toz yığını,
gümüş askılıklar, kirli neonların altı.
Yenildin. Duvarında izleri zehirli sarmaşıkların.
Yeniden buldun avuçlarının ter kokusunu,
işte orada eski ayakkabıların.
Yenildin. Eski bahçendesin.
Çiy taneleriyle yıkıyor ayaklarını,
bir zamanlar belleğini seninle rüzgara taşıyan otlar.
Yenildin. Öyle güzel yenildin ki, iç bahçenin gülleri
taçlandırdı gökkuşağını.
Yenildim: Portakal çiçeği kalbim.
HİÇ RÜZGAR YOK
Gölge duvar diplerinde,
koku her yerde.
Delik deşik kentin belleği,
unuttu artık kendini.
İnsan yitirdi o ışıklı erdemi.
Artık yalnızca
çürümüş et anlatır söylenmeyeni.
Kelimeler açık düşleri kurtların.
Diş izlerinden kentler,
haritalarda arsız çizikler.
Kaçamadığım yerlere kov beni,
her kelime kalbimde paslı bir çivi.
Hiç rüzgar yok.
MAYIS BAŞLARINDA
Gün sana doğar,
İncinen yel
Öper ellerinden
Dağılır hüznü.
Gün bana doğar,
İncinmiş ömrüm
Durulur sesinde,
Dağılır rüzgar.
Gün bize doğar,
Aşkla büyür dal,
Her yanımız yaprak
Sesinde büyülü orman
Mayıs başlarında
Bir kadın doğar.
AYAZMA
Yalnız bir suydum ben.
Dağımın gecesinde kaldım.
Akardım hep düşlerimden,
Uzun karanlığımdaydım.
Gündüzümde uyudum.
Ben yalnız bir suydum.
Güldün, sesine uyandım.
SEN GELDİN YA, BAŞKA NE İSTERİZ?
Geldiğinde kuşlar da geldi..
Bulutlar da, o uzak kıyılardan.
Bahçemiz gölgeydi..
Zaman ışıdı avlumuzdan.
Sesinde bir derenin inceliği..
Bakışın deniz.
Ömrüm oldun birkaç adımda.
Duvarıma yaslan.
Her gece yeniden anlat hikâyeni.
Başka ne isteriz..!
NAR
Dileğinde çiçekleniyor incinmiş ömür:
Öyle sev.
Can hüznünü yaslar bir çapa gibi duvarına.
Öyle sev; öyle sev ki,
gölgesine sarılmış binlerce ağaç
kocaman düşler edinsin…
Ey nar, sevgilim,
sabah güneşi, işte bak..!
Bütün dalların alev
ömrümüzü sürükleyen
çağlayan gibisin..!
ÖMRÜN/ ÖMRÜM
Soyuyorum yapraklarımı bir bir
Günler boyu biriktirdiklerimi.
Şimdi ömründen bana düşenler
Bağışlatıyor bütün yitirdiklerimi.
