RSS

Yolda Olmak..

To Be En Route_Yolda Olmak, Serif Erginbay, Digitalart 50x70cm.


Sonbahar kara saçlarını ördüğünde yoldaydım.

Dalgınlığımı bir ben bağışlamadım.
Ovaların ateşi söndü, dağlar karabasan düşlerin hükmünde.
Kozalar yanıtsız bıraktı anayurdundan kovulmuş soruları.
Öfkemi acı yele savurdum, hüznümü bir ben bağışlamadım.

Işık ömrümü ikiye böldüğünde ben yoldaydım.

Nice bağbozumundan geçtik.
Anladık şarabın bir heves olmadığını.
Gönül matematik bilmezmiş.
Şiir basarmış sultan yarasına her kanadığında.
Çağlayanımda kendime düştüm. Gül oldum aşk içtim.

Işık süveydaya döndüğünde ben yoldaydım.

Şerif Erginbay

Resim: Şerif Erginbay, To Be En Route/ Yolda Olmak, Digitalart, 50x70cm.

 
Leave a comment

Posted by 09 Mart 2012 in Digitalart Tablolar

 

Karşılaşma..

Ben tek başımaydım. Çocukluğumun kıyısında yüzdürüyordum
taşlarımı. Sonra onlar geldiler: Düşlerine boyun eğen dik kafalılar!
Kocaman yürekleriyle yorumladılar hayatı. Çocukluk düşlerimiz
saçıldı orta yere: Birbirine karışan izlerin taradığı bellek.
Kim eğilmeden geçip gidebilir onun gölgesi önünden
yaşamı karşılamaya!

Şerif Erginbay

 
Leave a comment

Posted by 07 Mart 2012 in *Şiir Kartları*

 

Gün Gösterendir

GÜN GÖSTERENDİR

Kırılgandır gün
ışık gergin.
Bir yaydır usulcacık
kanatır, kanatır, kanatır
çalgısını yüreğin.

Gün gösterendir
hain aynasında yitikleri.
Ve taşır durur kederi
bir bedenin ıssız değirmenine.

Gergin ışık:
artık gecedir
eksik gündüz
dönüşsüz yolları aydınlatır hep
taşınır devrimcinin gizli cebinde.

ŞERİF ERGİNBAY

 
Leave a comment

Posted by 04 Mart 2012 in *Şiir Kartları*

 

Eksik Durum

 

EKSİK DURUM

O dildeki azar
bugün ya da yarın,
o birikmiş uysal hınç
bilirim, gelir beni bulur
eskisin diye yenilginin tacı,
ardında karalanmış tarih.

O dildeki azar
yeniden kurar
eksik hikâyemi;
bir baştan sona
bir sondan başa,
kanatmak için yüreğimi.

ŞERİF ERGİNBAY

 
Leave a comment

Posted by 02 Mart 2012 in *Şiir Kartları*

 

DAĞILGAN

DAĞILGAN

Gün geniş öğlenin sofrasında

doyuruyor düğün alayını.

Rüzgâr kışı ağırlıyor
dolaşıyor kenti dağlı adımlarıyla.

Çayır pek yakında
mitolojiye bağışlayacak adını.

Şer kurşunları dökülüyor
camların yapış yapış alnından.

Her yakınlık
koynunda besliyor arsız uzaklığı.

Ey, benim olan biz
düğün dağıldı, nerdesiniz?

ŞERİF ERGİNBAY

 

 
Leave a comment

Posted by 02 Mart 2012 in *Şiir Kartları*

 

ACI

ACI

O unutmak ister nereden döndüğünü.
Ağaçlı yolda yavaş adımlarla yol alır.

Bir ağacın ışıyan yaprağından utandığını görür
ve kaçırır gözlerini.
Buz kesmiş zaman kırılmaya hazır,
tedirgin her şey.

Uyumak, uyuşabilmek,
bir rüyaya gömüp yaşanan her şeyi
öyle uyanmak şimdi her şeyin dileği.

Üzgün bir günün, nasıl bir geminin, hangi dünyalara
açılan bir limanı sürükleyip ayakuçlarınıza getirdiğini
hiçbir zaman bilemezsiniz!

ŞERİF ERGİNBAY

 
Leave a comment

Posted by 28 Şubat 2012 in *Şiir Kartları*

 

AYKIRI DAL İLE UZAKLARDA BİR YURTSUZ BULUT

AYKIRI DAL İLE UZAKLARDA BİR YURTSUZ BULUT

Aykırı dal yanıbaşındaki tepeye doğru büyüyor.

Dal zamana her çiçek sunuşunda atılganlığını aşıyor yeniden.

Ne zafer, ne yenilgi, ne bozgun ne de teslimiyet..
Hiçbiri sığmıyor şimdi onu çepeçevre saran dilsiz gökyüzüne.

Uzaklarda bir yurtsuz bulut: Kimsenin anımsamadığı, ne zaman kopup gitmişti Anadolu’dan, eski bir limandan. Kimse anımsamıyor. Çiçekler topladı dünyanın gizli kıyılarından, tohumlar dağıttı ovalara, yılları böldü, birkaç ömrü okşadı yankısını beklemeden.

Uzaklarda bir yurtsuz bulut: Yorulmuştu biraz, düşlerini her fırtınada bulup bulup yitirmekten. Başıboş bir rüzgar tepede unutup gitti onu. Aykırı dal bütün çiçeklerini onun yalnızlığına açtı; ve varoldular birlikte, yeryüzünden çekip giderken erdemli bir sığınak bırakmak için arkalarında..!

ŞERİF ERGİNBAY

 
Leave a comment

Posted by 27 Şubat 2012 in *Şiir Kartları*

 

Denize Yakın Mağaralarda/ Yorgo Seferis

DENİZE YAKIN MAĞARALARDA

Denize yakın mağaralarda
bir susuzluk duyarsın, bir aşk,
bir coşku
deniz kabukları gibi sert
alır avucuna tutabilirsin.

Denize yakın mağaralarda
günlerce gözlerinin içine baktım,
ne ben seni tanıdım, ne de sen beni.

YORGO SEFERİS

Çeviren: Cevat Çapan

 
Leave a comment

Posted by 21 Şubat 2012 in Yazı-Şiir/Seçki

 

İnce Kederi Gölgenin

İNCE KEDERİ GÖLGENİN

Gölgemizi solumakta lal zaman
Çiçek için tutunduğumuz dal.
Issız güneş, şiir feneri.
Kıyıdan patikaya: gül aynan.

Feneri çiçekle, güneşte kal.
Gürültüsüz an. İnce kederi gölgenin.
Göğün parantezi geçiyor kıyılarımızdan.

ŞERİF ERGİNBAY

 
Leave a comment

Posted by 18 Şubat 2012 in *Şiir Kartları*

 

Lir ve Orfe, Şerif Erginbay, Müzik, Beethoven

 
Leave a comment

Posted by 18 Şubat 2012 in _Video- Siir- Film

 

“Kelebek Etkisi”, Şerif Erginbay

 
Leave a comment

Posted by 16 Şubat 2012 in _Video- Siir- Film

 

KAPLANIN KAHRI, Şerif Erginbay, Müzik: R. Arduini

 
Leave a comment

Posted by 16 Şubat 2012 in _Video- Siir- Film

 

Digitalart 33


Kendi resmini yapmak gibidir adımlar:
bütün kentlerden birer renk
dağlardan rüzgâr alır getirir
yayar boydan boya.
Yayar ruhunu bütün sokaklara.

Şerif Erginbay

Resim: Şerif Erginbay, Digitalart 33

 
Leave a comment

Posted by 16 Şubat 2012 in Digitalart Denemeler

 

Digitalart 34


gövdenin akıl tutulmasından
uykulu toprağın yamacından
çiylerinden yeli öpen yaprağın

sarmaşığın gizlediği kuru daldan
bulutundan, suyunun kıyısından

yeniden kurmaya yorgun düşü
adamız özledi fırtınayı

ŞERİF ERGİNBAY

Resim: Şerif Erginbay, Digitalart 34

 
Leave a comment

Posted by 16 Şubat 2012 in Digitalart Denemeler

 

“Şiir Arşivi-INDEX”

Dar Köprü, 1

Yalpa
Unutma
Boyun Eğdirilmiş Düş
Gün Gösterendir
Mektup
İstek Hep Kuşatmada
Hoşça Kal Gün
Karıncalı Rulman
Şimşeğin Gözüyle
Günün Kapısında Duruyorken
Kan Sustu
Gün Yağmuru
Bir Güz Saatidir Kaya
Bilerek Yanılgı
Uzun Bir Çığlık İçin
Son Yalana Dek
Adımlar
Bizi Çağıran Yol
Sevda Sarkacından
Kör Kavşak

Dar Köprü, 2

Birkaç İnsan
Değirmene Dar Köprü
Eytişim
O Gecede Kalan
Aykırı Dal
Aralık, 1
Aksak Döngü
Deli Şimşekler Gecesi
Fazlasıyla Eksik
Senin Gecen ve Dil
Şiire Benzer Ekim Günleri De
İşte Güz
Aralık, 2
Zor Seçim
Aşk ve Öfke
Ağır Gecede Büyüyen Adın
Çok Parçalı Güz
Yolcunun Düşü ve Gerçeği
Çok Yakındı Bize En Uzağımızda Olan
Tepe
Felsefenin Yengeç İlkeleri
Dolaşık Patika
Kaplanın Kahrı
Sırdaş Yabancı

Dar Köprü, 3

Yaz Bitti
Denizin Bulanık Maviliğinde
Gelin ve Gölge
Dağların Kızı
Deli
Duvarcı Baba
Gök Sakallı Adam
Camdan Adam
Ben Yine Kaçtım
Eksik Durum

………………………………………………………………………………………

(Kitaplaşmamış Şiir Dosyası)

Geniş Zamanlar, 1

Sunu
Geri İstiyorum
Ah O Orman!
Toz Altında
Dallarımda Kar
Işık İçimde
Gül Çağı
Gün Gelir Ve…
Sen Giderken
Çıkmayan Yolda
Ormanı Çalınmış Kuşlar Nereye Uçarlar?
Sardunyalı Balkon
Yakamoz
Kumru Boşluğu
Söylenmeyen
Kayıp İnci
İki Kıyı/da Bir
Günden Güne
Yaprakların Günü

Geniş Zamanlar, 2

Yeniden Küreklere
Duman
Bir Yakın Bir Uzak
Dağılgan
Güneşli Oda
Öteki Kapı
İkili
Uzakta
Hoş Geldin Gece
Kuşatma
Gel-Git Denizleri
Gülden Damlalar
Yan Yana Işıma
İki Oda
Boş Sandalye
Gece Yolculuğu
Bozgun
İnce Kederi Gölgenin
Kıyılarından
Dokununca
Bulutunda
Lir ve Orfe

Yeni Şiirler

Kelebek Uçuşu
Gül ve Süveyda
Mavili
Yüzünden Neler Geçer
Sulara Sürülen Düş
Mavi Yağmurlar
Yavaşlık
Antalya’nın Gözleri

Öykü – Deneme, Vb.

…………………………………….

 
Leave a comment

Posted by 16 Şubat 2012 in "şiir arşivi-index"

 

Etiketler: , , ,

Gecede

Gecede

Akşam kayıp gitti dalgınlığından
Çatında yıldızlar; bir taşra ıssızlığı
Yol açılır; kalbinin ışıklı kavşağından
Her tan vakti; ömrün aşk hazırlığı.

Şerif Erginbay

 
Leave a comment

Posted by 13 Şubat 2012 in *Şiir Kartları*

 

Etiketler: ,

Denizin Bulanık Maviliğinde

Denizin Bulanık Maviliğinde

Zor buluşma:
Soluğumuzu saran gök,
o her şeyin sığdığı koca göz
anımsattı bize düşlerin kaynağını.
Kucaklaştık hoyrat oyunlarla
düşürdük gülleri
bir yakına, bir uzağa.

Ve aylar sonra
savunmasındayken
çiçeğe durmuş aşkın,
zorladık sürgüsünü
yokluğa açılan kapının.
Boşa çıktı uzun hazırlanmışlığımız,
Yalpaladı gülün içinde maceramız.

İçime akan yaşlarla
yazmıştın defterime,
o bıçak bıçak kopuşun inceliğinde:
-yitip gidiyor her şey
denizin bulanık maviliğinde!

Bellekle küs zamanın burgusu
onca yıldır oyuyor içimi,
onca yıldır
onarılmaz olanın sakin öfkesi.

Sen orada şimdi,
gelgeç bir iklimin
düşlediğin yelinden
sorular ediniyorsun belki.
Sorular:
-o yavaş mızraklar ki-
gözlerin
uçlarında birer temren.
Sorular ki,
kırılgan dallarına bahçemin
düşer irigöz yağmurlar gibi.

Söyle,
ey uzak sevgili, söyle
şimdi yine; orada öyle
yitip gidiyor mu her şey
denizin bulanık maviliğinde?

Şerif Erginbay

 
Leave a comment

Posted by 12 Şubat 2012 in *Şiir Kartları*

 

Etiketler: ,

İstek Hep Kuşatmada

İstek Hep Kuşatmada

Yaralarını sararak ilerler istek:
uzlaşıcı kimliği gülün!

Bir kavgaya girmezse eğer:
-tedirgin-
hazırdır yok etmeye onu
büyük silgi. Gönüllüce.
Gönlünce.

Şerif Erginbay

 
Leave a comment

Posted by 11 Şubat 2012 in *Şiir Kartları*

 

Etiketler: ,

CAMDAN ADAM, Şerif Erginbay, Resimler: Picasso, Müzik: Dvorak

 

CAMDAN ADAM

Ben sizin camdan adamınız,
naif oyuncağınız;
bıkınca doğru vitrinlere.

Karşı-adamınız,
kitap ağırlığınızım
uçmasın, kaçmasın diye
zıvanadan çıkmış düşleriniz.

Unuttuğunuz sesiniz
kolay küfürlerinizim.
Delifişek geçersiniz içimden,
adım bir kahır gibi kalır bende.
Bir bakışta çözersiniz
en gizli yerlerimi bile.

Ben sizin camdan adamınız,
yumulu bir bıçak gibi
uyurum soğuk gecenizde.

Egzotik ağacınızım dış bahçenizde
yağmurun ve ışığın altında.
Hüzünlü ve darmadağın baktığınızım
çıplak kalışınızın duvarında.
Küs yüzünüzüm
kolay çözgülü, kolay atkılı
ve gözlerinizi kaçırdığınız.
Ben sizin camdan adamınız.

Bezemelerinizim
aşk odalarınızın şaşı aynalarında.
Yavaş ikindilerinize buhurdan
anılarınıza askılık olurum
bol mezeli akşamlarınızda.
Karşı-adamınızım sizin
sanrılı savaşlarınızda.

Ve son güzünüzde
gün ışığı gibi geçersiniz
gözlerimin yağmur düşlerinden,
bin parçaya bölünürüm:
O geri dönmeyen bumerang
gökkuşağım kalır sizde.

Ben sizin camdan adamınız,
gecenin içinde
ışıltılı
naif oyuncağınız
hoşça kalınız!

ŞERİF ERGİNBAY

 
Leave a comment

Posted by 11 Şubat 2012 in _Video- Siir- Film

 

Son Şiirler

Kelebek Uçuşu

İki kanat eğilir önünde eksilen günün
Dünü anımsayarak genişler zaman
Sırdaş bulut örter üstünü gülünün
İki kanat, şimdi uç dallarına konan.

Tendir altında yırtılan ince tülün
Kelebek rüzgârını öper boşluğundan
Bağışlar rengini yaşama denk ölünün
İki kanat, şimdi yalnızlığına uzanan.

Gül ve Süveydâ

Çingene kadının attığı gül
kalınca ellerinizin arasında
-duaları uzaklaşıp giderken-
Anlarsınız yıldızlar çoktan
-içilmiştir kadehlerden-
parlamaktadır süveydâ..

Mavili

Gece tamamlar,
döner kendini
Unutulduğunda anlamını tanımlar
esmer bir anı
Göğün uzak kıyısında düşürür sesini..

Turuncuya gülümser şafağın gül yanı..

Bir bulut sarar,
genişler gün..
Bir bulut mavili..

Yüzünden Neler Geçer

İsteksiz adımlar, hani
Anlarsın ilk adımda sonunu da
Sığ sulara göre değil ayakların;
O zaman yüzünden yollar geçer.

Dalgın bakarsın, incinir mavi
Yosun sarılır kayanın hüznüne,
Geç kalmaz hiç yağmurların;
O zaman yüzünden bulutlar geçer.

Yürek sarılır, parıldar inci,
Kıyıların kum örter düşüne,
Derinlerde kanadı gökkuşağının;
O zaman yüzünden kuşlar geçer.

Bilirsin bir yerlerde beklendiğini,
Umarsızken, gelir sessizce,
Ve ışığı olur süveydanın;
O zaman yüzünden aşklar geçer

Sulara Sürülen Düş

Kuşlar alıp gittiler gölgelerini
Birer ıslık gibi tarlaların üstünden.

Ürün hazırlıyor terli enseyi,
Dolaşarak hızlı suların önünden.

Toprak: düşlere sarılan haklılığın rengi;
Direkler: işaret fişekleri yalnız evlerden.

Yavaşlık

-İlhan Berk’e-

Duvara dayalı
Ağustos’un tırmığı.    Rüzgârını unutan yapraklar
sıcak uykusunda
öğle güneşinin.Kuytuda nem:
tüy telaşından uzaklaşan
buğusu isteğin.Zaman gölgede eğleşiyor,
tapınmaya eğilen sessizliğin
düş bozumu açık ağızlarında.Sağır vakti kalenin
-burcunda kuşatılmış-
eksik taşını saklıyor
kayıp saatinin.

Ağustos:
kendini silen yol;
iz bırakmadan
-ıssız, sessiz-

Işık uyukluyor
yazın geniş döşeğinin üstünde.

Her yerde yavaşlık..
tüy hafifliğinde..

Tedirgin uyku:
tel üstünde
el sallayan uzaklık.

Tükenen yol:
y a v a ş l ı k
-erdemi madencinin-
gülün zırhını erittiğinde;
yol, ayakları dönüyor
kendini her geçtiğinde.

18-28 Ağustos 2008

Mavi Yağmurlar

Acının ve sevincin düşürüldüğü tarih
ince dereler; yüreğin kıyısından kıvrılan
bir ömre yağan mavi yağmurlar
yazılar.. yazılar.. yazılar..

Yırtılmış, atılmış, saklanmış
bir rüzgâr gibi yüzümüzü yakan
yazılar.. o mavi yağmurlar.

Tarihin gölgesinde eksilen yüz
gün ortasında fırtına, nedensiz talih
yazılar.. o mavi yağmurlar
göstererek saklarlar.

Antalya’nın Gözleri

Yorgun, çıkagelmiş göç yollarından
uzatmış Toroslar’a ıslak saçlarını,
turkuaz yatağından görüyor:
sıcak ve terli hâlâ
Keyhüsrev’in, Attalos’un atları
geçiyor kaldırımlarından;
dalgın deniz örtmüş ayaklarını.

Yaseminli akşamlar yıldızlardan,
gece Akdenizli, tepede değirmi bir ay
uzun bir çay olmuş tarih:
akıyor surlarından,
portakal kokusu sokaklardan
Pamfilya, Attalia, Antalya.

Kent görüyor:
bağlandıkça biz,
bağlandıkça böyle hayata;
ağlarda hep deniz,
asıldıkça küreklere; hep Antalya.

Ah bir bilseniz, bu nasıl bir düştür
nasıl bir yürektir ki, kanatır avuçlarını,
bulutta bir adam, elinde mavi bir fırça
turuncuya boyar yağmur kuşlarını:
hep Antalya, hep Antalya…

Kent görüyor,
gözlerinde bilge bir gülümseyiş,
güneşle tarıyor ıslak saçlarını.

……………………………….

LİMON ÇİÇEĞİ

Yollar ömrün mevsimleridir

Kapıların önünden geçer gider

El sallar evlerin bahçesi.

Düşler kalbin çiçekleridir

Yaprakların çiyini aşk içer.

Gökkuşağı yollarımda şimdi

Hangi patikayı yürüsem,

Kalbim limon çiçeği.

AYKIRI DAL İLE UZAKLARDA BİR YURTSUZ BULUT

Aykırı dal yanıbaşındaki tepeye doğru büyüyor.

Dal zamana her çiçek sunuşunda atılganlığını aşıyor yeniden.

-Görenler sessiz bir kıskançlıkla bakıp geçip gidiyorlar.-

Ne zafer, ne yenilgi, ne bozgun ne de teslimiyet..
Hiçbiri sığmıyor şimdi onu çepeçevre saran dilsiz gökyüzüne.

Uzaklarda bir yurtsuz bulut: Kimsenin anımsamadığı, ne zaman kopup gitmişti Anadolu’dan, eski bir limandan. Kimse anımsamıyor. Çiçekler topladı dünyanın gizli kıyılarından, tohumlar dağıttı ovalara, yılları böldü, birkaç ömrü okşadı yankısını beklemeden.
Uzaklarda bir yurtsuz bulut: Yorulmuştu biraz, düşlerini her fırtınada bulup bulup yitirmekten. Başıboş bir rüzgar tepede unutup gitti onu. Aykırı dal bütün çiçeklerini onun yalnızlığına açtı; ve varoldular birlikte, yeryüzünden çekip giderken erdemli bir sığınak bırakmak için arkalarında..!

KÖPÜK

Kayalarda ışıyan gülümseme yayılır; uçtan uca yayılır kıyıda,
çakıllara, kumlara yürür, görülmemiş bir şenliği başlatır göğün altında.

Dalganın yavaş atıyla gelip ayak uçlarımızda dururlar.
Binlerce göz: bir anlığına bakar yüzümüze:
Bütün kıyı anımsayışların ve unutmaların sarkacı.

Avucumuzda dinlenir ve bir aşka söner.
Nasıl gözüpek atılıp öpmüşse kalbimizden öylece vazgeçer yine,
-bilir bağışlanacağını- döner kışkırtan dalganın koynuna.
Dalga: anayurdu köpüğün..
Binlerce yıldızlı oyun bilir o.

Mavi en hilecisi..

AY VAKTİ

Bahçendeyim sessizce, gecende; ışıyorum topraklarından.

Küçük kırmızı bir bulutum, sarhoşum çiçeklerin tozundan.

Gölgeme dokun, göğüme yaslan ve işte: kalbin ay vakti;

Dudaklarım tam orda, düşlerini ay geçiyor yakamozundan.

DALGALARIN KÖPÜĞÜ

Ayak uçlarımızda dalgaların köpüğü

Köpüren şarap düşleri aramızda

Hangi kıyı vardır ki insansız:

Bir sepet küçücük, ikimizin umutla ördüğü..

ŞARABIM KUYTUDA

Kıyılarını ışıtıyor ay boydan boya

Alnında oyalanıyor günün kırmızı bulutu

Gece şarkını söylemeye hazır

Yaslandım işte akşamına, şarabım kuytuda.

DİLEĞİMCE DOLAŞTIRMIYORUM YOLUMU

Hayır, dileğimce dolaştırmıyorum artık yolumu. Işıltılı bileklerini izliyorum, uçarcasına vahşi; alnımda uyanan evcil ellerini. Balkonunu dolduran rüzgârım ben, bahçende üzümlerine dadanan sincap. Eşiğini kutsuyorum, eğilip öpüyorum, dalgın bir sarmaşığım, uyuyorum kapında. Hayır, dileğimce dolaşmaktan yorgunum. Ardından yürüyorum çiçekli patikanda; adımlarım, yazgımı çok uzaklara çekip götüren adımlarında.”

Bir ağaç savurur kırılgan dallarını, şarkı söyleyen kuş kaçar dalgınlığına, rüyasına uyanır ağacın, alır üstüne bütün uykularını, -kim diyebilir ki ezgisini unuttuğunu- olsa olsa, yurtsuz bir bulutu korumak için gölgesiz fırtınalardan, alıp kaçırmıştır erdemli sığınaklarına.

Yağmur bir sessizliği onarıyor tahtaların üstünde.  Gecenin ortasında sıcak şarap. Vivaldi sardunya ve çimen kokularını adımlayıp giriyor eve eşiğimden.

Fincanın hala burada. Vadide patlayan fırtınalar kadar çoksun kanımda. Başaklar eğiliyor önümde. O tahta masaya gelip oturuyorum işte. Fincanın hep burada.

İKİ SALKIM ÜZÜM BAĞINDA

“Kireçli kütüğünde ışıldıyor üzümler. Bağbozumunu kuşatıyor kavaklar aksak adımlarla. Gövdeni dolanıyorum boydan boya, ağzımda tansık bir düşe dönüyor şarap. Uzak bir rüzgârla aralanıyor yapraklar. Anadolu iki salkım üzüm bağında, yalnızlık boydan boya.”

GEÇİŞ

Tek kıpırtı yok,

Bir yerlerden işaret bekler gibi

Öyle tetikte duruyor yapraklar.

Tek gölge yok,

Güneşi yağmurla içmiş gibi

Gün ortasında düşe kalmış ağaçlar.

AYÇİÇEĞİ

Duyarım;

Giden güne ‘hoşça kal’ der, gölgelenen ayçiçeği.

Bilirim;

Ay şarkılarıyla uykuya yatırır geceler boyu çiçeklerini.

Ve o sevdayı taşır güne, bütün gece dinlediklerini.

Boyu boyumda, sarılırım yapraklarına.

Görürüm;

Ovaların güneşine boynu bükük bir ‘merhaba’.

Ölürüm..

YENGİ

Geri dönüyor giden kuşlar..

-kuşlar evindi.

Şimdi,

saçlarından savrulan rüzgâr;

dağların koynuna giriyor.

Soluyor,

incinmiş bileğinde bir dudak izi;

gözlerinde aşka benzeyen o yengi..

Bekle,

kuşlarım sana getirecek

yorgun kollarında ışıyacak çelengi,

çiçekleri baştan sona kalbimin rengi..

UTANÇ

Ellerim iyiliğin kanatlarında

kendime uçurumdum

sesimde kaldım.

herkesin adam olduğu çağda
masalını isteyen çocuktum
utandım..

ŞELALE

Yüklenelim

yalnızlığımızın göçünü.

İçinden geçelim

portakal çiçeklerinin.

Sözümüzün şelalesine gidelim,

giyinmeye yeryüzünü…

VAROLUŞ

‎Yokluk pul pul soyuyor zamanı al güneşte,
Zırhımız portakal çiçeği kokuyor ikimizden.
Dökülmeye gidelim o uçurum kederlerine,
Yeryüzünü giyinmeye sözün şelalesinden.

UZAĞA..

Avunmaya sözcük ararsın bütün gece, bütün dillerde

Sana bile dönmez bir daha, sesinin acıyan yarası.

Durmadan yadsırsan onca uzaklardan gelen ışığı

Bir daha yurt bulamaz düşler soğuyan yüreğinde.

ACI

O unutmak ister nereden döndüğünü.

Ağaçlı yolda yavaş adımlarla yol alır.

Bir ağacın ışıyan yaprağından utandığını görür

ve kaçırır gözlerini.

Buz kesmiş zaman kırılmaya hazır,

tedirgin her şey.

Uyumak, uyuşabilmek,

bir rüyaya gömüp yaşanan her şeyi

öyle uyanmak şimdi her şeyin dileği.

Üzgün bir günün, nasıl bir geminin, hangi dünyalara

açılan bir limanı sürükleyip ayakuçlarınıza getirdiğini

hiçbir zaman bilemezsiniz!

GÜN YAĞMURUNDA, GÖKKUŞAĞINDA..

Gün karşılar iki koldan; sırdaş olur yağmurlar,

Döneriz yüzümüzün aynasında, başlar o yolculuklar.

Yamacına düşer ışığım; güllerinin, yapraklarının arasına,

Yaslan artık bahçemizin sarmaşıklı, ıslak duvarına.

TUTULMA

Uçurumlara ıslık çalan ıssız yolların

Gelir uzaklardan, camlarımın önünde durur.

Küçük bir bulut yeter bütün göğü açmaya,

Yorgun düşlerin çiçeklenir alnımda,

Uçurumlarına tutulurum,

Yolların artık kalbimde uyur.

YENİDEN BAŞLAR HAYAT

Yangındır, dağılır beden rüzgârıyla;

Kalbin isteği, yankısıdır geleceğin..

Yeniden başlar gün: kokusuyla

Uç dallarında arsız bir çiçeğin..

GERÇEK

Ellerin her gün bir rüyayı başlatıyor.

Derleyip topluyor günün eksik ışıklarını.

Bir rüya her gün hasretin evinden taşıyor.

Rüzgarın sallıyor eşikte iki gül ağacını.

DÜŞ DİLEĞİ

Güneşte taçyaprağı –sonsuz-.

Açar isteğe, yüzünün çiçeği.

Gölge süs bile değil –onsuz-.

Yıldızda saklı bir düş dileği.

SENSİN

Yol sensin; ele avuca gelmez dönüşlerinde serüveninin.

Nehir sensin; köprülerin gölgeli öpüşlerinde.

Toprak sensin; ömrün bin yıldızlı örtüsüyle çiçeklenen.

Varlık sensin, kalp sensin; yokluğun gökkuşağında.

Gül; yurdum!

GECEDE

Akşam kayıp gitti dalgınlığından

Çatında yıldızlar; bir taşra ıssızlığı

Yol açılır; kalbinin ışıklı kavşağından

Her tan vakti; ömrün aşk hazırlığı.

YENİLDİN/ YENİLDİM

Yenildin: Portakal çiçeği kalbin.

Yenildin. Duvarın ardında kaldı süslenmiş toz yığını,

gümüş askılıklar, kirli neonların altı.

Yenildin. Duvarında izleri zehirli sarmaşıkların.

Yeniden buldun avuçlarının ter kokusunu,

işte orada eski ayakkabıların.

Yenildin. Eski bahçendesin.

Çiy taneleriyle yıkıyor ayaklarını,

bir zamanlar belleğini seninle rüzgara taşıyan otlar.

Yenildin. Öyle güzel yenildin ki, iç bahçenin gülleri

taçlandırdı gökkuşağını.

Yenildim: Portakal çiçeği kalbim.

HİÇ RÜZGAR YOK
Gölge duvar diplerinde,

koku her yerde.
Delik deşik kentin belleği,

unuttu artık kendini.

İnsan yitirdi o ışıklı erdemi.

Artık yalnızca

çürümüş et anlatır söylenmeyeni.

Kelimeler açık düşleri kurtların.

Diş izlerinden kentler,

haritalarda arsız çizikler.

Kaçamadığım yerlere kov beni,

her kelime kalbimde paslı bir çivi.

Hiç rüzgar yok.

MAYIS BAŞLARINDA

Gün sana doğar,

İncinen yel

Öper ellerinden

Dağılır hüznü.

Gün bana doğar,

İncinmiş ömrüm

Durulur sesinde,

Dağılır rüzgar.

Gün bize doğar,

Aşkla büyür dal,

Her yanımız yaprak
Sesinde büyülü orman

Mayıs başlarında

Bir kadın doğar.

AYAZMA

Yalnız bir suydum ben.
Dağımın gecesinde kaldım.
Akardım hep düşlerimden,
Uzun karanlığımdaydım.
Gündüzümde uyudum.
Ben yalnız bir suydum.

Güldün, sesine uyandım.

SEN GELDİN YA, BAŞKA NE İSTERİZ?

Geldiğinde kuşlar da geldi..

Bulutlar da, o uzak kıyılardan.
Bahçemiz gölgeydi..

Zaman ışıdı avlumuzdan.
Sesinde bir derenin inceliği..

Bakışın deniz.
Ömrüm oldun birkaç adımda.

Duvarıma yaslan.
Her gece yeniden anlat hikâyeni.

Başka ne isteriz..!

NAR

Dileğinde çiçekleniyor incinmiş ömür:

Öyle sev.

Can hüznünü yaslar bir çapa gibi duvarına.
Öyle sev; öyle sev ki,

gölgesine sarılmış binlerce ağaç
kocaman düşler edinsin…
Ey nar, sevgilim,
sabah güneşi, işte bak..!

Bütün dalların alev
ömrümüzü sürükleyen
çağlayan gibisin..!

ÖMRÜN/ ÖMRÜM

Soyuyorum yapraklarımı bir bir

Günler boyu biriktirdiklerimi.

Şimdi ömründen bana düşenler

Bağışlatıyor bütün yitirdiklerimi.

 
Leave a comment

Posted by 11 Şubat 2012 in Son Siirler

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 82 other followers