RSS

RENE CHAR ve ŞİİRİ

07 Oca
RENE CHAR RENE CHAR

Çok sevdiğim; şiirleriyle, yaşam öyküsüyle, duruşundaki tavrıyla beni derinden etkilemiş, şiir serüvenimde önemli bir durak olan Rene Char’ın şiirlerini zaman zaman bu bölüme eklemeyi düşünüyorum.

Yıllardır sık sık dönüp okuduğum üç kitabı:

1- Rene Char, Seçilmiş Şiirler, Tahsin Saraç çevirisi, Adam Yayınları, Birinci Basım, 1983

2- Rene Char, Sessiz Oyun, Özdemir İnce çevirisi, Armoni Yayınları, Birinci Basım, 1992

3- Rene Char, Seçme Şiirler, Samih Rifat çevirisi, Ada Yayınları, Birinci Baskı, 1990

Bazen elimde bulunan üç çeviri kitabından, bazen de netten bulabildiklerimden şiirlerini yazmaya çalışacağım.

René Char (1907 / 1988)

Günümüzün en önemli ozanlarından Rene Char gençliğinde kısa bir süre gerçeküstücülük akımına katıldıktan sonra, şiirlerinde tümüyle kendine özgü bir uslüp yaratmayı başarmıştır. Le marteau sans maitre (1934) adlı kitabındaki şiirleri şaşırtıcı imgelerle dolu olmakla birlikte, Char’ın sesindeki ağırbaşlılık da dikkati çeker.
İkinci dünya savaşı sırasında Fransız Direniş Hareketinde büyük yararlılık gösteren ozanın Seuls demeurent (1945) ve Feuillets d’Hypnos (1946) adlı kitaplarında topladığı şiirler bu dönemin yaşantılarından esinlenmiştir, ama Char’ın zamana bağlı olmayan değerlerle ilgili görüslerini de dile getirir.
Fransa’nın kır ve köy yaşayışından esinlendi. Şiirini insanın mutluluğuna olan özlemi ve olumlu değerlere duyduğu inançla besledi. Fransa’nın güneyinde, doğup büyüdüğü Vaucluse’de yaşayan ozan, doğa sevgisini şiddetle yumuşaklılığı uzlaştıran özlü bir şiirsellikle yansıtmayı başarmıştır. Le soleil des eaux (1949) adlı oyunu ile Lettera amorosa (1953) ve Recherche de la base et du somet (1955) Char’ın başarısının parlak örnekleridir.

JACQUEMARD VE JULIA

Eskiden ot, tükenmeye yüz tutmuş yolların birbirine uyduğu
saatte, tatlılıkla dikerdi saplarını, Tüm ışıklarını yakardı.
Gündüzün atlıları sevdalarınca doğar ve yavuklularının şatolarında,
boşluktaki hafif fırtınalar kadar çok pencere olurdu.

Eskiden ot, birbiriyle çelişmeyen binlerce güzel söz bilirdi.
Gözyaşıyla ıslanmış yüzlerin koruyucusuydu o. Hayvanları
büyüler, yanılgıya sığınak açardı. Zamanın korkusunu yenen ve
acıyı hafifleten gökyüzüne benzetilebilirdi uçsuz bucaksızlığıyla.

Eskiden ot, delilere karşı iyi, cellada düşmandı. Her günkü
eşikle yeniden evlenir, gülüşü kanatlı oyunlar bulurdu kendine.
(bağışlanmış, bir o kadar da kaçamak oyunlar) . Yolunu yitiren
ve tümüyle yitirmek isteyenler için hiç de katı değildi.

Eskiden ot, gecenin kendi gücünden daha az değerli olduğunu,
kaynak sularının yollarını keyiflerince dolandırmadıklarını
ve diz çöken tohumun, yarı yarıya kuşun gagasında sayılabileceğini
kanıtlamıştı. Eskiden toprakla gök, birbirinden nefret
ederlerdi ama toprak da, gök de yaşardı.

Söndürülmez kuraklık akıp gidiyor şimdi. İnsan tanyerine yabancı.
Yine de, bugün düşlenemeyen yaşamın peşinde ürperen istemler,
yüz yüze gelecek mırıltılar ve keşfeden, sapasağlam çocuklar var.

(Türkçesi: Samih Rifat)

SEVDİĞİMİN GİYSİSİ DENİZ FENERİ MAVİ

Sevdiğimin giysisi deniz feneri mavi
öpüyorum yalımını yüzünün
ışınların gizli bir sevinçle uyuduğu

Seviyorum, hıçkırıyorum. Dipdiriyim
ve senin yüreğin bu Sabah Yıldızı
kızaran, o yengi saatinde
savaşı başlamadan burçların

Yellerle yaralanan
yelkene dönsün etim
senden uzakta

Çeviri: Cevat Çapan

SAYIKLAYAN ŞİİRİN SALKICILARI

Tembel güneşler menenjitle besleniyor
ortaçağın ırmaklarını kurutuyorlar
kaya çatlaklarında uyuyorlar
döşekleri yonga yorganları büyüteç
çürümüş kerpetenler bölgesinden ayrılmıyorlar
cehennem balonları gibi

Çeviri: Cemal Süreya

***

KIRMIZI AÇLIK

Çılgındın sen.

Ne de uzaklarda kaldı şimdi!

Öldün, bir parmağın ağzının önünde,
Soylu bir devinimde,
Sevgi gösterisine bir son vermek için;
Yeşil bir paylaşımın soğuk güneşinde.

Öylesine güzeldin ki hiç kimse ayırdına varamadı ölümünün.
Sonra, gece olmuştu, benimle yola çıktın.

Güvensizlik tanımayan çıplaklık
Yüreğinin çürüttüğü göğüsler.

Bu rasgele dünyada rahatça
Seni kollarına alıp sıkan bir adam
Sofraya geçti.

Saygın ol, var değilsin yoksa.

Çeviri : Tahsin Saraç

RENE CHAR (1907-1988)

“Direnme günlerinde Char, oluk oluk kan akıtılan bir bölgede, bir taşra çetesinin başında, Yüzbaşı Alexandre takma adıyla çalışıyordu. Bir gün, en yakın arkadaşlarından birinin öldürülme sahnesinde hazır bulunmuş, ama bütün bir köy halkının kurtarılması söz konusu olduğu için, hiç tanışıklık vermeden sessizce olayı seyretmiş, acısını suskunluğuna gömmüştü. Sonradan bütün çıplaklığıyla anlattığı bu olayı bile bir politika ekseninde değil, bir etik eksende döndürür ozan. Çünkü onun için ‘militan yok, insanın davası vardır’.

Bu insanlık davasının savunulmasında toplumcu dünya görüşünü benimsemiş, Alman nazizmine karşı yurdunu silahla savunma eylemine herkesten önce koşup katılmış, ama tüm yaşamı boyunca hiçbir siyasal partiye girmemiştir, kendi deyimiyle böyle bir ‘sınırlamayı’ hep reddetmiştir.”

(Tahsin SARAÇ)

HYPNOS YAPRAKLARI’NDAN SEÇMELER’den

*
Bir kibrit uzatıyorsunuz lambanıza ve yanan şey ışık vermiyor.
Uzakları, sizden çok uzakları aydınlatıyor çember.

*
Korkunç bir gün! Birkaç yüz metre öteden, B’nin kurşuna
dizilmesine seyirci kaldım. Makinalı tüfeğin tetiğine dokunmam
yeterdi ve o kurtulabilirdi! Cereste’i saran yükseltilerdeydik,
çalılıklara zor sığan silahlarımız vardı ve sayıca en az SS’ler
kadardık. Onlarsa orada olduğumuzu bilmiyorlardı. Çevremden
ateş işaretini vermem için yalvaran bakışlara başımla hayır
yanıtını verdim… Haziran güneşi, bir kutup soğuğu
salıyordu kemiklerime.

*
Cellatlarını farketmemişçesine düştü ve öylesine hafif görünüyordu ki, en küçük esinti bile yerden kaldırabilirdi onu.

ROGER BERNARD'IN MEZARI

ROGER BERNARD'IN MEZARI

*
İşareti vermedim, çünkü bu köy ne pahasına olursa olsun
çatışma dışında tutulmalıydı. Nedir ki bir köy? Ötekilere
benzer bir köy? Kim bilir, belki de o bunu yanıtlamıştır
son anında!

*
Roger, genç karısının gözünde, tanrıyı -gizleyen- koca’ya dönüşmekten çok mutluydu.

*
Bugün, görüntüsüyle onu esinlendiren günebakan tarlasının kıyısından geçtim. Kuraklık, o hayranlık veren, o tatsız
çiçeklerin boynunu büküyordu. Oradan birkaç adım ötede akmıştı kanı; kabuğunun tüm kalınlığıyla sağır, yaşlı bir dutun dibinde.

*
Sabahın sessizliği! Renklerin korkusu. Atmacanın şansı.

*
Gökkuşağı rengi susuzluğunun türküsünü söyle.

BOĞUNTU, PATLAMA, SUSKU

Calovan değirmeni. İki yıl boyunca, bir ağustosböceği
çiftliği, bir keçisağan kuşu kalesi. Sellerin dilinden konuşuyordu
burada her şey, kimi kez gülmelerle, kimi kez gençlik yumruklarıyla.
Bugün yaşlı direnmeci, çoğu dondan, yalnızlıktan ve
sıcaktan ölmüş taşların ortasında birazcık yumuşadı. Geleceğe
değgin haberler de duruldu çiçeklerin sessizliğinde.

Roger Bernard: Canavarlar çevreni çok yakındı toprağına onun.

Dağda arayıp durmayın; ama olur da buradan birkaç kilometre
ötede, Opdette boğazlarında, küçük öğrenci yüzlü yıldırımla
karşılaşırsanız, ona gidin, a evet ona gidin ve kendisine
gülümseyin; acıkmış olabilir çünkü, dostluğa acıkmış.

ŞİMŞEK UTKU

Kuş toprağı beller
Yılan eker
Düzelip iyileşmiş ölüm
Alkışlar ürünü.

Plüton gökyüzünde!

İçimizde patlama.
Şurda yalnız benim içimde.
Çılgın ve sağır olmaksa, nasıl olabilirim bundan daha fazla?

Yok artık ne özkendi bir ikinci, ne değişken bir yüz, ne bir sürem
yalaz için, ne gölge için bir sürem!

Ağır karla birlikte iniyor kötürümler.

Birdenbire sevi, şu şiddetin dengi
Hiç görülmemiş, bir elle durdurur yangını, doğrultup düzeltir
güneşi, yeniden kurar Sevgiliyi.

Hiçbir şey sezinletmiyordu önceden böylesine güçlü bir yaşamı.

ASILI EROS

Gece, yolunu yarılamıştı. Göklerin yığını, o anda tümüyle sığacaktı
bakışıma. Seni gördüm, ilk ve tek, yıkılmış kürelerdeki tanrısal dişi.
Sonsuzluk giysini yırttım, toprağıma getirdim seni, çırılçıplak. Çürü-
müş yaprakların devingen tortusu her yanımızı sardı.

Uçuyoruz, diyor hizmetçilerin, acımasız uzayda, – kızıl
borazanımın türküsü eşliğinde.
Çeviri: Samih Rifat

BİÇİMSEL PAYLAŞIM

I
İmgelem yetisi,
arzunun sihirli ve yıkıcı güçlerinden yararlanarak,
eksik kalmış birçok kişiyi,
tümüyle doyurucu bir varlık biçiminde geri gelmelerini elde etmek için gerçeklikten dışarı atmaktan ibarettir.

III
Şair, ayrım gözetmeden bozgunu zafere, zaferi bozguna çevirir,
O, yalnızca göğün şiir kitabı üstüne titreyen doğum öncesi imparator.

V
Güvensizliğin sihirbazı şairin kendine edindiği doyumlarından başka bir şeyi yoktur. Kül hep bitmemiştir.

X
Şiirin önceden kestirilenden ayrılmaz, ancak henüz biçimlenmemiş olması
yerinde olur.

XIII
Öfke ve gizem sırasıyla onu kendilerine çektiler ve eritip bitirdiler.
Ardından taşıran otundan can çekişmesini sona erdiren yıl geldi.

XVI
Şiir, her zaman biriyle evlidir.

XVIII
Yumuşat sabrını, Prensin anası. Ezilenin aslanını emzirdiğin gibi eskiden.

XXX
Şiir, arzu olarak kalmış arzuyla gerçekleştirilen aşktır.

XXXIV
Bilinmeyen bir varlık, belirsiz bir varlıktır, işe el koyarak
iç sıkıntımızı ve yükümüzü atardamar şafağına çevirebilir.
Şair, sağlığını her gün masumluk ve bilinç, aşk ve hiçlik arasına serer.

XXXIX
Şair, yerçekiminin eşiğinde, yolunu örümcek gibi gökyüzünde kurar.
Bir kısmı kendi içinde saklıyken başkalarına işitilemedik
ve son derece görünür kurnazlığının ışıkları içinde görünür.

XLV
Şair, fırlatan bir varlığın ve alıkoyan bir varlığın oluşumudur.
Erkek sevgiliden boşluğu, kadın sevgiliden ışığı ödünç alır. Bu biçimsel çift,
bu nöbetçi çift ona dokunaklı bir biçimde sesini verir.

XLIX
Şair, kanıtların her çöküşüne bir gelecek tufanıyla karşılık verir.

Çeviri: Aytekin KARAÇOBAN

KIRMIZI AÇLIK

Çılgındın sen.

Ne de uzaklarda kaldı şimdi!

Öldün, bir parmağın ağzının önünde,
Soylu bir devinimde,
Sevgi gösterisine bir son vermek için;
Yeşil bir paylaşımın soğuk güneşinde.

Öylesine güzeldin ki hiç kimse ayırdına varamadı ölümünün.
Sonra, gece olmuştu, benimle yola çıktın.

Güvensizlik tanımayan çıplaklık
Yüreğinin çürüttüğü göğüsler.

Bu rasgele dünyada rahatça
Seni kollarına alıp sıkan bir adam
Sofraya geçti.

Saygın ol, var değilsin yoksa.

Çeviri : Tahsin SARAÇ

KAVAKLARIN SİLİNİŞİ

Kasırga buduyor ağaçları.
Uyuyorum, ben, sevecen gözlü şimşek.
Titrediğim büyük rüzgarı bırakın
Birleşsin çoğaldığım toprakla.

Esintisi bileyliyor gözcülük nöbetimi.
Nasıl da alt üst tuzağın
Kirli katmanlı kaynağın çukuru!

Kendini yüreğin onayladığı bir ateş gibi gösteren
Ve havanın pençelerinde çınlattığı
Bir anahtar yuvam olacak.

Çeviri: Aytekin KARAÇOBAN

DAĞINIK TERİM

Sen bağırdığında dünya susar: kendi dünyanla uzaklaşır.

Her zaman alamadığından daha fazlasını ver. Ve unut. Böyledir kutsal yol.

Dikeni çiçeğe çeviren, şimşeği köreltir.

Şimşeğin bir tek evi vardır, birçok patikası. Ev yükselir, patikalar kırıntısız.

Küçük yağmur yaprakları sevindirir ve geçip gider kendini adlandırmadan.

Yılanların mahkum ettiği köpekler olabilir ya da ne olduğumuzu susturabilirdik.

Akşam kurtulur çekiçten, insan yüreğine zincirlenmiş kalır.

Yer altındaki kuş, yeryüzündeki yasın şarkısını söyler.

Yalnız siz, çılgın yapraklar, siz doldurursunuz yaşamınızı.

Bir kitabın ölmeye geldiği bir plajı alevlendirmeye bir demet kibrit yeter.

Açıktaki ağaç yalnız. Rüzgarın kucaklaması ondan daha fazla yalnız.

Şimdiki zamanın kuşkusu ve sözünün hiç kazınmadığı uzakta
kızıllığın bu kör kayası olmasaydı, meraksız gerçek kansız kalırdı.
Her sözü kendimize vaadederken, onu terkederek ilerliyoruz.

Çeviri: Aytekin KARAÇOBAN

Blog Ekle

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: